Varlık Felsefesi: Her Şeyin Anlamı Üzerine Düşüncelerim
Kayseri’nin soğuk bir kış sabahı, karlı sokakları gözlerimle izlerken, zihnimde dalgalanan bir düşünce vardı. O gün, okulda öğrendiğim o “derin” felsefi kavramı anlamaya çalışıyordum: Varlık felsefesi.
Hayatımda en çok zorlandığım, ama aynı zamanda en çok merak ettiğim konulardan biriydi. O gün, sınıfta öğretmenimizin söyledikleri hâlâ aklımdaydı: “Varlık, sadece var olmanın ne olduğunu anlamakla ilgili değil, aynı zamanda biz neden varız ve bu varlık hangi amaca hizmet ediyor sorusunun peşinden gitmekle ilgilidir.”
İlk Sarsıntı: Hayatın Anlamını Arayışım
Bu sözler, kafamda yankılanırken, kalbim bir an hızla çarpmaya başladı. Bir taraftan bu kadar derin bir sorunun cevabını bulmak zorken, bir taraftan da hayatın bu kadar anlamlı olabileceğini hiç düşünmemiştim.
Bir felsefe kitabında okuduğum bir şey geldi aklıma: “Varlık, bir an için bile olsa anlam bulmak zorundadır.” Bir anda, varlık olmanın sadece bir fiziksel durumdan ibaret olmadığını, daha derin bir şeyler olduğunu fark ettim. Kendimi, Kayseri’nin bu soğuk ve gri sokaklarında kaybolmuş bir yabancı gibi hissettim. O an, yaşadığım her anın değerini sorgulamaya başladım.
İlk defa o soruyu sordum: “Ben neden varım?” Ya da daha doğru bir deyişle, “Var olmamın anlamı nedir?”
Duygusal Bir Kıvılcım: Varlıkla Yüzleşme
Okuldan sonra yürüyüşe çıktım, evime doğru giderken içimdeki bu karmaşa büyüyordu. Öğretmenim bir şey söylemişti: “Varlık felsefesi, insanın sadece dünyaya nasıl geldiğini değil, varlıkla ilişkisini nasıl kurduğunu da anlamaya çalışır.” O an, sadece var olmanın yeterli olup olmadığını düşündüm.
Bir gece, o soğuk Kayseri akşamında bir kahve içmek için küçük bir kafeye gittiğimde, etrafımdaki insanların sıradan hareketleri bana tuhaf gelmeye başlamıştı. Çevremdeki her şey, her insan, var olma mücadelesinin bir parçası gibiydi. Kafede içki içen adamın, elindeki sigara ile etrafını nasıl sarmaladığını izlerken, birden fark ettim: Varlık sadece bir anlam taşıyor muydu, yoksa bu anlamı biz mi yaratıyorduk?
Varlık felsefesini anlamak, sadece düşünsel bir egzersiz değildi; aynı zamanda içsel bir çatışmaya, bir varlık mücadelesine dönüşüyordu. Bir yanda insanın varlıkla kurduğu bağ, diğer yanda her şeyin ve herkesin bir gün yok olma ihtimali…
Heyecan: Cevapsız Soruların Peşinden Gitmek
Gecenin ilerleyen saatlerinde, yazı masamın başına oturdum ve her zamanki gibi bir defter aldım elime. Sadece günlük yazmak için değil, aynı zamanda o karmaşık düşüncelerimi bir yere dökmek için de yazıyordum. Zihnimdeki o sorular, aklımı kemiriyordu: Varlık nedir?
Bir yanda var olmanın anlamını keşfetmeye çalışıyor, diğer yanda Kayseri’nin eski mahallelerinde, eski taş evlerin arasında kayboluyordum. Yaşamın sırlarını bulmaya mı çalışıyordum, yoksa sadece o bilinmeyenle yüzleşmekten korkuyor muydum?
O gün, varlıkla ilgili aldığım o ilk derin nefes, bir şekilde ruhumu hafifletmişti. Belki de varlığın kendisi, sürekli bir arayıştı. Bu düşünceye vardığımda bir şey fark ettim: Varlık felsefesi bir cevap değil, bir yolculuktu. Belki de bu yolculuk, insanın gerçek anlamını keşfetmesiydi.
Umut: Bir Cevap Bulamayabilirim Ama Bu Yolda Yalnız Değilim
Bir hafta sonu, Kayseri’nin en sevdiğim parkında yürürken, çevremdeki ağaçların yapraklarına bakarken, bir şey fark ettim. Koca bir felsefi soruyu çözmeye çalışırken, belki de asıl önemli olan şey, sadece bir şeylerin farkına varmak, bu varlığı sorgularken ne hissettiğimi anlamaktı.
Varlık felsefesi, bir kitaptan alabileceğimiz bir cevap değil; bence her insan, kendi varlık anlamını ararken farklı bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk sırasında hayal kırıklığı, endişe, korku ve heyecan hep olacak. Ama önemli olan, bu duyguların bizi sadece daha derin bir keşfe sürüklemesi.
Bir gün, belki de o cevabı bulamam, ama artık varlığın ne olduğunu, anlamını sadece kafamla değil, kalbimle de anlamaya başladım. O zaman, hayat daha bir anlamlı oluyordu.